Cinsel İşlev Bozuklukları Rehberi

Cinsel İşlev Bozuklukları Nedir? Neden Olur? Tedavisi Var mıdır? Partneriniz Seks Yapmak İstemiyor mu veya Seks Yaparken Zevk Almıyor mu? Cinsel İşlev Bozukluklarıyla İlgili Bu Kapsamlı Rehberi Mutlaka Okuyun!

05 Temmuz 2021 Pazartesi 16:47 | Son Güncelleme: 05 Temmuz 2021 Pazartesi 16:51
Cinsel İşlev Bozuklukları Rehberi

Cinsel işlevler nedir? Cinsel işlev bozuklukları nelerdir? Temelinde ne yatmaktadır? Hangi türleri vardır? Tedavisi var mıdır?

Psikanalitik görüşe göre cinsellik doğumdan ölüme kadar bir yaşam dürtüsü olarak sürmektedir.

Cinsel İşlevler ve Cinsel Yanıt Döngüsü
Cinsel sorunları anlama ve yardımcı olmada, cinselliğin fizyolojisi, anatomisi ve cinsel yanıt döngüsünün bilinmesi gereklidir. Beynin tüm bölgelerinin cinsel işlevlerde etkili olduğu bilinmektedir. Normal biyolojik yapı ve hormon işleyişi; insanda cinsel yanıt verebilme, böylelikle cinsel istek kapasitesini etkileme açısından gereklidir. Ancak cinsel istek ve davranış cinsel biyolojiden önemli ölçüde bağımsızdır, bunu belirleyen egemen unsur bilişseldir, yani insan bilinçli olarak cinsel fantezilerin, anıların, ve uyaran karşısında verdiği cinsel yanıtın farkındadır. İnsanda cinsel uyarana verilen fizyolojik yanıt 4 evreye ayrılmıştır. Uyarılma, plato, orgazm ve çözülme evresi. Sırasıyla verilen bu 4 evre kadınlarda ve erkeklerde ayrı şekillerde görülmektedir. Erkekteki cinsel yanıt döngüsü genellikle benzerdir ancak kadınlardaki cinsel yanıt döngüsü farklılaşmaktadır. Kadınlardaki cinsel yanıt döngüsü, tepkinin hem yoğunluğu hem de süresiyle ilişkili olup, sayısız çeşitlilikte olabilmektedir. Gelin hep beraber bu  4 cinsel yanıt evresini birlikte inceleyelim;

1) Uyarılma Evresi
İlk evredir. Temelde erotik duygu ve düşüncelerin belirmesi vardır. Erkekte ereksiyon, kadında genellikle vazokonjesyon ve myotoni ile karakterizedir. Bedensel bir uyarı veya psikolojik bir uyarı ile ortaya çıkabilir. Cinsel uyaranın süre ve yoğunluğuna göre gösterilen tepkinin şiddeti hızlı ya da yavaş biçimde artar. Kişiye uygun düşen, yeterli süre ve yoğunlukta devam eden cinsel uyarılma evresi çok kısa sürebileceği gibi, kişiye fiziksel ya da psikolojik açıdan uygun düşmeyen cinsel uyarı durumunda ya da cinsel uyaran aralıklarla sürdürülmüşse uzayabilir ya da kaybolabilir.

2) Plato Evresi
Aslında uyarılma evresinin bir parçası ve devamı niteliğinde olan bu evrede, etkili cinsel uyaranın sürdürülmesi ve cinsel heyecanın artmasıyla birlikte, kadın ya da erkek plato sürecine girer. Bu evrede, haz duygusu ve cinsel gerilim giderek yükselir ve kişinin orgazma geçebileceği noktaya kadar sürer. Bir nevi orgazma giriş evresi niteliğindedir.

3) Orgazm Evresi
Evreler arasında süre açısından en kısa ancak duyulan cinsel haz açısından en yoğun evredir. Bu evrede, erkekte ejakülasyon görülmektedir. Kadınlarda ise perine ve vajina etrafındaki kaslar ile vazokonjesyon sonucu büyüyen dokuların ritmik refleks kasılmaları ile karakterizedir. Orgazm kadında klitoral bölgede ve vajinada; erkekte ise peniste ve prostatta yoğunluk kazanır.

4) Çözülme Evresi
Son evredir. Kadın ya da erkekte, orgazm ya da orgazmın gerçekleşmediği durumlarda platoyu takiben genital bölgelerde ve bedenin bütününde önceki aşamalarda oluşmuş olan fizyolojik değişikliklerin dakikalar içerisinde aynı sırayı
takip ederek kaybolması ile karakterizedir. Bu evrenin süresi cinsiyete, orgazm yaşanıp yaşanmadığına, hangi yoğunlukta yaşandığına ve cinsel uyaranın sürüp sürmemesine göre değişmektedir. Kadınlar çözülme evresinde cinsel uyaranın yeniden başlamasıyla yeniden uyarılıp orgazm olabilme potansiyeline sahipken, erkekler süresi kişiye ve yaşa göre değişen bir refrakter döneme zorunlu olarak girerler. Refrakter dönemin sonuna dek erkeklerin cinsel bir uyarana yeniden yanıt verip ereksiyon ya da orgazmları mümkün değildir. Bu nedenle erkeklerin tek tip bir cinsel yanıt döngüsü olmasına karşın, kadınlarda bu çok değişken olmaktadır.

Cinsel İşlev Bozuklukları Nedir?

Cinsel sorunlar bireyler için haz ve doyum duygusunu kaybetmekten öte bir sıkıntı kaynağıdır. Bu sorunlar insanda sevilmeme, terk edilme korkusu, yalnızlık, kendine güvensizlik, cinsiyetine kötü davranılmış olma, küçük düşme, mahçup olma, gururun incinmesi gibi duygular yaşatır. Çift ilişkilerinde sıcaklık, sevgi, cinsellik, yakınlık ve korunma gibi duygusal doyumlar, maddi doyum kaynaklarından çok daha fazla kırılganlığa açık ve risk altındadır. Eskiye göre cinsel sorunlarda azalma veya artma olmamıştır. Ancak insanlar artık cinselliklerinin önemini daha çok fark etmeye başladılar. Çift ilişkisinin ve cinselliğin aksamasının bir ruhsal sağlık konusu olduğunu sağlıkçıların da farketmesi ve önemsemesi, insanların kliniklere gelmelerini kolaylaştırmıştır. Cinselliğin, hasta kişi tarafından da tedavi eden kişi tarafından da utanılacak bir konu olduğu düşüncesi artık doğru bulunmamaktadır.

Toparlayacak olursak cinsel işlev bozukluğu, cinsel ilgi ve yanıtın normal, alışılagelmiş tarzın dışına çıkması ve normal olmayan halin süreklilik kazanması durumudur.

Cinsel işlev bozukluklarının hem bedensel hem de psikolojik nedenleri vardır. Birçok zaman da psikolojik ve organik nedenler sorunun ortaya çıkmasında birlikte rol oynarlar. Ayrıca, sorun bedensel ya da ilaç kullanımı gibi
çeşitli organik nedenlerle ortaya çıksa bile, bir süre sonra psikolojik etkenler de tabloya eklenebilmekte ve durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirebilmektedir.

Cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında ve sürmesinde genellikle çok sayıda psikososyal ve kültürel etken birlikte rol oynamaktadır. Bunlar, doğuştan getirilen özellikler olabildiği gibi yetişme koşulları, ailenin tutumu, eğitim, yetiştiği alt kültürün cinselliğe bakışı, yaşanılan psikolojik travmalar vb. sonradan edinilen özellikler de olabilir. Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatışmalar, çocukluk ve ergenlik dönemine ait psikoseksüel gelişim dönemlerindeki aksaklıklar, yanlış öğrenilmiş cinsel davranışlar, eksik ya da yanlış cinsel bilgi, cinsellikle ilgili yanlış ve abartılı beklentiler, geleneksel ve tutucu yetiştirilme biçimi, utanma, suçluluk ve günahkarlık duyguları, eşler arasındaki uyumsuzluk ve iletişim sorunları, evlilik içi çatışmalar, eşin cinsel sorularının olması, eşinde ya da kendisinde var olan başta depresyon olmak üzere cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen çeşitli psikiyatrik sorunlar ya da hastalıklar ve kişinin başta cinsel organlar olmak üzere kendi bedeniyle ilgili olumsuz düşünce ve inançları olarak sıralanabilir. Cinsel işlev bozukluklarının oluşumu genellikle karmaşık ve çok yönlü bir etkileşim sürecinin sonucunda olmaktadır. Bu sorunların ortaya çıkmasında hazırlayıcı, başlatıcı ve sürdürücü etkenler bulunmaktadır.

Cinsel İşlev Bozukluklarını Hazırlayıcı Etkenler: Bireyin herhangi bir cinsel işlev bozukluğu geliştirmesine yatkınlık sağlayıcı unsurlardır.

Cinsel eğitimin yetersizliği
Cinsel mitler
Tutucu ortamda büyüme
Yetersiz cinsel deneyim
Yaşam biçimi
Bozuk aile ilişkileri
Kişilik özellikleri
Travmatik cinsel deneyimler

Cinsel İşlev Bozukluklarını Tetikleyen Başlatıcı Etkenler: Bir cinsel işlev bozukluğunun ortaya çıkmasında rol oynayan organik ve psikolojik çeşitli etkenleri barındırır.

Bedensel hastalıklar
Depresyon ve diğer psikiyatrik bozukluklar
İlaçların yan etkileri
Alkol ve madde kullanımı
Abartılı performans beklentileri
Gebelik, doğum, laktasyon
İlişkide yaşanan sorunlar
Yaşlanma
Eş kaybı
Partnerdeki cinsel işlev bozukluğu

Cinsel İşlev Bozukluklarını Sürdürücü Etkenler: Bozukluk hangi nedenle başlamış olursa olsun sürdürücü etkenlerin devreye girmesi sorunun süreğen hale gelmesine neden olur. Bedensel ve psikiyatrik rahatsızlıklar, ilaç, madde, alkol kullanımları gibi başlatıcı etkenler, çözümlenmediklerinde sorunu sürdürücü etkenlere de dönüşebilirler.

Performans anksiyetesi
İlişkide yaşanan sorunlar
Cinsel mitler
Psikiyatrik bozukluklar
Bedensel bozukluklar
Alkol-madde kullanımı
İlaçların yan etkisi
Partnerler arasındaki çekicilik kaybı
Suçluluk ve günahkarlık kaybı

Cinsel İşlev Bozuklukları Çeşitleri Nelerdir?

Cinsel işlev bozukluğu, kadınlarda; cinsel istek azlığı, cinsel tiksinti bozukluğu, uyarılma ve orgazm bozukluğu, vajinismus ve ağrılı cinsel birleşme sorunlarından; Erkeklerde ise, cinsel istek azlığı, cinsel tiksinti bozukluğu, erektil disfonksiyon (sertleşme güçlüğü), erken boşalma ve diğer boşalma bozuklukları ile ağrılı cinsel birleşme sorunlarından oluşmaktadır. Yapılan araştırmalara göre en az her üç kişiden birinin yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir kere cinsel işlev bozukluğu yaşadığını ortaya koymuştur.

Kadınlarda Cinsel İşlev Bozukluğu

Vajinismus: Cinsel birleşme denendiğinde, vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda yineleyici ya da sürekli bir biçimde oluşan kasılmalar ve şiddetli acı nedeniyle cinsel birleşmenin gerçekleşmemesi ya da ağrılı/sıkıntılı olarak gerçekleşmesidir. Bu kasılmalar istemsiz yani kadının bilinçdışında gerçekleşen bir kasılmadır. Ülkemizde, batı ülkelerinde bildirilen oranlardan çok daha fazla görülmektedir.
Cinsel İstek Azlığı: Cinsel düşünce ve fantezilerin, cinsel birleşme ve orgazma ulaşma sıklığının azlığı ya da yokluğu, cinsel etkinliği başlatma, katılma ya da yanıt verebilme motivasyonunun yetersizliği olarak tanımlanır. Genellikle kadınlarda daha sık görülmektedir.
Cinsel Tiksinti Bozukluğu: Cinsel ilişki kurmaktan sürekli ve aşırı biçimde tiksinti duyma ve bu nedenle cinsellikten tamamen kaçınmaktır. Cinsel istek azlığına ve diğer cinsel işlev bozukluklarına göre daha nadir rastlanmaktadır. Bozukluğun ağırlığına göre, cinsel tiksinti, cinsel yaşamın genital salgılar ya da cinsel birleşme gibi belirli yönüne odaklanabilir ya da öpme ve dokunmada dahil tüm cinsel uyaranlara karşı
yaygın bir iğrenme olarak da ortaya çıkabilir.
Orgazm Bozukluğu: Yeterli cinsel uyarıya rağmen çoğunlukla ya da her zaman orgazmın yaşanmaması, gecikmesi ya da güçlükle ulaşılabilmesidir. Kadınlarımızın yaklaşık üçte biri çeşitli derecelerde bu sıkıntıyı yaşar. Yaşamın önceki dönemlerinde yokken sonradan da ortaya çıkabilir.

Erkeklerde Cinsel İşlev Bozukluğu

Erektil Disfonksiyon: Herhangi bir cinsel etkinlik için yeterli ereksiyonu tekrarlayıcı ya da kalıcı biçimde sağlayamama ya da sürdürememe durumu olarak tanımlanmaktadır. Tanı konması için en önemli nokta ereksiyon sorunun bir ya da birkaç kez ile sınırlı olmaması yani tekrarlayıcı ve uzun süreli olmasıdır.
Erken Boşalma: Çok az bir cinsel uyarımla bile kişinin istemesinden daha önce boşalması, başka bir deyişle boşalmasını denetleyememesi ya da istediği kadar erteleyememesidir. Tıbbi açıdan bakıldığında erken boşalma, kişinin boşalma refleksi üzerinde istemli denetiminin bulunmaması, henüz öğrenilmemiş olmasıdır. Net bir süre olmamakla birlikte, birleşmeden önce boşalma ya da birleşme sonrası 1-3 dakika sonra boşalmadır. Her 4-5 erkekten birinde bu soruna rastlanmaktadır.
Geç Boşalma: Penis sertliği, uyarılma da yeterince sürdüğü halde boşalma gerçekleşmez ya da güç gerçekleşir. Çoğunlukla cinsel birleşmede boşalma olmaz. Partner varlığında da boşalma güçlüğü yaşanabilir. Nadiren mastürbasyon sırasında da görülebilir.  Sorun genellikle erkeğin kadınlarla olan ilişkisindeki ketlenmeler ve bilinçdışı çatışmalarla ilgilidir. Kadınlardaki orgazm sorunları ile benzerdir.
Doyumsuz Boşalma: Boşalma gerçekleştiği halde orgazm hazzını hiç hissetmeyen erkek sayısı oldukça azdır. Bu belirtinin altında genellikle cinselliğin yoğun duygusal yanıtlarını yok sayma ya da kendini korumaya geçme yatar. Böyle durumlarda bedensel yanıt ya hiç yoktur ya da çok azdır. Semen fışkırmaz, musluktan akarcasına bir boşalma gerçekleşir. Bazı durumlarda boşalma ve birleşme sırasında ağrı olur. Sebebi çoğunlukla fizikseldir. Bazen boşalma endişesi kasların spazmına neden olur.

ORGAZM SONRASI DİSFORİ: Her iki cinsiyette de görülmektedir. Orgazm sonrası keyif kaçar ve iğrenmeye benzer tepkiler verilir. Bu bir cinsel işlev bozukluğu değildir ancak cinsel yaşantıyı tanımlayan bir özelliktir. Bazı kişiler cinsel birleşme ya da mastürbasyon sonrası genital iritasyon veya tatsız ağrılar, ertesi gün veya gün boyu yorgunluk ve bitkinlik yaşamaktadır. Bu belirtilerde cinsellikle baş etmeye bağlı ruhsal sorunlar vardır.

Cinsel İşlev Bozukluklarının Tedavisi var mı? Tedavisi Nasıldır?

Cinsel sorunların tedavisinde öncelikle organik nedenlerin olup olmadığı araştırılır. Üroloji, jinekoloji, endokrinoloji, nöroloji gibi birimlerle ortak çalışılmalıdır. Bulunmayan organik neden sonrası psikolojik tedaviye başvurulmalıdır. Psikolojik tedavide kullanılabilecek yöntemler:

Cinsel terapi (bilişsel- davranışçı)
Cinsel terapi (psikodinamik yaklaşımlı)
İlaç tedavisi (antidepresan, anksiyolitik)
Aile/çift terapisi
Çift terapisi
Grup terapisi
Bireysel dinamik yönelimli psikoterapi
Psikanaliz
Danışmanlık

Kaynak: Mehmet Ulubey - Psikoterapist

loading...