Aldatanlar ve aldatılanlar

Unutulmayacak bir hafta 1

13 Eylül 2019 Cuma 17:52 | Son Güncelleme: 13 Eylül 2019 Cuma 17:54

Merhaba, ben Başak. Yunus’un Başak’ı. Beni tanımazsınız ama Yunus buradaki herkesin özellikle tüm kadınların tanıdığına eminim. O; kimsesizlerin kimsesi, genç kızların sevgilisi, koca bir kümesin tek horozu, romantik çapkın. Sizlere anlatacağım son görüşmemiz. Aylar geçiyordu ve her ikimizde mevcut şartları ayarlayıp görüşme imkânı oluşturamıyorduk. Öyle çok özlüyor öyle çok arzuluyordum ki onu “Ben gideceğim” dedim kendi kendime. Ama bu nasıl olacaktı? Hem yalnız gidemezdim, hem de esaslı bir sebep olmalıydı. İlişkimizden haberdar olan tek arkadaşım sırdaşım. Onun yardımına ihtiyacım vardı. Biz türlü bahanelerle durumlarımızı ayarladık. Oradaki bir arkadaşını görmeye gidecektik. Sıra Yunus’a bu konuyu söylemeye geldi. Aslında benim aklımdan geçen bir sürprizdi. Onu görememeyi bile göze alıp doğrudan onun şehrine gitmek, aniden karşısına çıkmak, yüzünde merak ettiğim o ifade. Bunlar, sevgilime de söylediğim gibi benim ömrümde yaptığım belki de yapacağım en cesurca en çılgın hareket olacaktı. Ama haber verip gitmek sanırım daha münasip olanıydı. O da durumlarını ayarlamak isterdi elbette. Zor durumda kalmasını istemezdim. Telefonda geleceğimi söylediğimde duyduğu mutluluğu hissedebilmiştim. O hafta günler geçmek bilmedi.

Onu saygı duyuyordum

Pazartesiden cumaya geçen en uzun haftaydı sanki. Cuma gece 1’de hareket edecek otobüsümüz sabah 8’de orada olacaktı. Yol boyunca onu, onunla geçirdiğimiz zamanları düşündüm hep. Bizi bir arada tutan şey yalnızca cinsellik olamazdı. Ben her şeyden önce ona gerçekten saygı ve hayranlık duyuyordum. Benim için çok özel biriydi o. Bazen iki muhalif tartışmasına dönen sohbetlerimizden çok şey öğrendim. Bir şey olurdu “Bunu hemen ona anlatmalıyım onunla konuşmalıyım” derdim, bazen de nedensiz yere özlerdim sesini sohbetini. Onunlayken kendimi çok rahat hissediyordum, genelde tutkulu bir kadın, bazen küçük nazlı bir kız, bazen ağzı bozuk bir erkek çocuğu olurdum. Bazen annesinin şefkatiyle severdim onu. En çok sevdiğim de bu adamı güldürmekti. Bu düşüncelerle sabahı ettim. Otobüsümüz terminale girince telefonum çaldı. Arayan Yunus’du. Geç kaldığını düşünmüş aslında ama aynı anda orada olmuştuk. Kendime bir çeki düzen vermeliydim ve lavaboya gidip öyle geleceğimizi söyledim. İşte. Uğruna gözümü kırpmadan kilometrelerce yol geldiğim adam karşımdaydı. Onu görünce bir kez daha anladım ne kadar çok özlediğimi. Selamlaştık, yanaklarının dudağına yakın kısımlarından öptüm onu.

Onu görünce yorgunluğum geçti

Arabada, kahvaltı yapacağımız yere gidene dek sohbet ettik, oradan buradan lafladık. Her gün dakikalarca telefonda konuşmalara doyamadığım, uzun uzun fotoğraflarına baktığım adam yanımdaydı. İzliyordum onu. Elleri, yüzü, konuşması, gülüşü. Gerçek olmasını çok istediğim bir rüya gibiydi. Tuhaf bir şekilde ne açlık ne uykusuzluk ne de yorgunluk hissediyordum. İsteğim bir an önce onunla olmak, tutkusuyla yanıp tutuştuğum bedenine hükmetmekti. Birkaç saat sonra bizim için kiraladığı eve geldik. Yeni döşenmiş, tertemiz bu ev bir salon ve yatak odasından ibaretti. Bir an önce bizi baş başa bırakmak isteyen düşünceli arkadaşım “Ben yatıyorum” deyip salondaki koltukta yerini hazırlamıştı bile...

DEVAMI YARIN