Ekrem İmamoğlu'ndan olay Binali Yıldırım iddiası

CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, NTV canlı yayınında soruları yanıtladı. İmamoğlu, VIP gerginliğiyle ilgili, "Ordu'da bize tuzak kuruldu" dedi.


12 Haziran 2019 01:22

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, Simge Fıstıkoğlu moderatörlüğünde Ahmed Arpat ve Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu'nun sorularını yanıtladı.

Ekrem İmamoğlu'nun açıklamalarından satır başları:

(Binali Yıldırım'la ortak yayın) Neticede biraz rol paylaşımı gibi oldu. Bu münazaranın buluşma noktasındaki çabayı kusura bakmasınlar kendime alacağım. Başından beri isteyen kişi olarak. Moderatörlük tarafını sayın Yıldırım üstlenmiş oldu. Başından beri hangi televizyonu, hangi moderatörü istiyorsanız hazırım demiştim. Bunu 31 Mart öncesinde de söylemiştim. Ama maalesef kabul görmedi. Bence burada psikolojik bir süreç var ya da stratejik bir süreç var. 31 Mart'tan önce sanırım önemsemediler. Sanıyorum sürece dair emin bir duruş gösterdiler. Biraz kendilerinden emin olduklarını düşünüyorum ama seçim böyle bir netice vermeyince şimdiki süreçte bence stratejik olarak böyle bir karar olumlu baktılar.

Yine ben özellikle 6 Mayıs sonrasındaki ilk aşamada kamuoyu önüne çıktığımda bunu dile getirdim. 17 yıl sonra bu gündeme geliyorsa aslında bu toplum adına üzücü. Bunu her gazeteci, en başta sizler istersiniz. Böyle bir münazara ortamının, tartışma ortamının olmasını sizler istersiniz. Soru sormak, cevap almak, aydınlanmak... Bu bakımdan bu çabamın, ısrarla bu çabamın kabul görmesi günün sonunda sevindiricidir.

Elbette ki yenilenen seçim sürecine dair, ya bakın çok adil bir seçim süreci var, kabul gördü, işte çağdaş da bir münazara ortamı var, asla böyle bir durum anlamına gelmez. Bunun altını çizelim. Sevindiricidir böyle bir ortamın sağlanması, mutluluktur benim adıma, demokrasi adına ama asla bu yenilenen seçim sürecinini ya da bu süreçteki ortamın demokrat bir atmosfer oluşturduğuna asla bir delil değildir. Ama her yönüyle sevindirici.

Moderatör kısmında bu olumlu bakış açısı olgunlaştıktan sonra Sayın Yıldırım fikirlerini beyan etmeye başladı. Ben o alana hiç girmedim zaten. Sayın Uğur Dündar'a dair böyle bir talebi ortaya koyunca ne diyebilirim ki! Birincisi baştan zaten kabul etmiş birisiyim. İkincisi Uğur Dündar saygın bir gazeteci. Kaldı ki böyle bir münazara ortamını defalarca yönetmiş birisi geçmişte. Tabii sonrasında vazgeçtiğini ifade etti. Ben aradım kendisini. Bana ortamın uygun olmadığını, kendi prensiplerine uygun olmadığını, kutuplaşma gereği mesleğini orada sağlıklı icra edemeyeceğini, her iki tarafa da zarar verebileceğini bana ifade etti. Bana ifade ettiği bu.

Çünkü ben zaten ismi bana ulaştığında sevindiğimi ifade etmiştim. Sonuçta Sayın İsmail Küçükkaya için karar verildi. Detayları netleşti. İçerikle ilgili baştan beri, sunan kişinin, modere eden kişinin özgün kalması konusunda ve gündemi toparlayıcı, zihinlerde 31 Mart günü dahil olmak üzere, İstanbul'un dünü, bugünü, yarını dahil olmak üzere zihinlerde hangi soru varsa sorulmasından yanayım. Bir sınırlamanın gazetecinin oradaki duruşuna ters olacağı kanaatindeyim. Asla bir sınırlama olmasından yana değilim. Şahsen bana soruları yollamasa da olur. Elbette ki eşitliğin korunması halinde.

"YILDIRIM SORULARIN GÖRÜŞÜLMESİNİ TALEP ETMİŞ"

Bir gazeteci bir adaya hangi soruları özgürce sorabiliyorsa, aynı duyguları bir başka adaya da hissettirerek sorularını hazırlayabilmeli diye düşünüyorum. Benim bakışım bu. Bu konuda çok netim ama Sayın Yıldırım soruların görüşülmesini talep etmiş. Danışmanıma bu ifadelerimi söyledim. Biz müdahale eden değil sadece gözetleyen konumda olalım.

Sorular olgunlaşsın, çıkalım konuşalım. İstanbul'un dününü, bugününü, yarınını. 31 Mart'ı, 31 Mart 18 Nisan arasını, 6 Mayıs sürecini, o 18 günlük süreci, 6 Mayıs'ta ne olduğunu ve sonrasını ve yarınları konuşalım istiyorum.

O kabul etmedi, şimdi de siz vazgeçin diyenler oldu. Dedim ya olur mu öyle şey, asla. Biz 17 yıldır bu niçin yapılmıyor diye ısrar eden bir anlayışa sahibiz.

ORDU'DAKİ VIP GERGİNLİĞİ

Ben bir bayram tebriği için Trabzon'a gittim. Çünkü oralıyım, köyüm belli. Köyümde birkaç yüz yıldır yaşayan bir aileyiz. Dolayısıyla bizim bir geleneğimiz var, ata mezarlarımız orada. Ziyaret ederiz, dua ederiz herkesin yaptığı gibi. Bunu da birkaç yıldır siyasi sorumluluklarım gereği yapamıyordum. Dolayısıyla bu ortamda yapma ihtiyacı hissettim. Bir bayramlaşma dedik ama bayramlaşma ötesinde bir şey yaşadık. Dolayısıyla, bence Karadeniz'in yaşadığı en büyük bayramlaşmaydı. Olağanüstü bir şeydi. Olağanüstü bir kucaklaşmaydı. Bunu o bölgeyi takip eden, daha önce orada bulunmuş bütün gazetecilere, meslektaşlarınıza sorabilirsiniz. Muazzam bir şey. Giresun aynı, Ordu aynı. Bununla bitmedi, 21 konuşma yaptım. Her ilçede... Bazı ilçelerde espri oldu, Eynesil'in bu kadar nüfusu yok diye. Dolayısıyla bir özel uçak kiralayarak, altını çizelim Trabzon'a gittik. Çünkü ertesi gün dönüşümüz olacaktı İstanbul'a. Trabzon'da beni nerede karşılayacaklar, ben bu işlerle ilgilenmem ki.

"BİZE TUZAK KURULDU"

Gittiğimiz yerde sorumlu insanlar var. İl başkanları var, milletvekilleri var, genel başkan yardımcıları var. Bizi VIP'den karşıladılar. Geldik, otobüsümüze bindik, köyümüze gittik. Ertesi gün sabah Trabzon'daki bayramlaşma dediğimiz seremoninin büyük bir kalabalığa dönüşmesinin keyfini yaşadık. Ordu, Giresun, arasındaki ilçeler... Derken bu güzel buluşmayı örtmek isteyen bir anlayış, hangi dokunuşsa o, elbette görünen figürü Ordu valisidir. Bir tuzak kuruldu bize. Niçin tuzak? Ben oraya gidene kadar yine nereden çıkacağız, bunu bilen birisi değilim ki.

Zaten havaalanına girdik. VIP'nin otomobil giriş bariyeleri açıldı. İçeri girdik, arabaları çektik. VIP'nin önünde toplanmış insanlarla ben fotoğraf çekilmeye başladım. Belki yüz elli iki yüz, üç yüz kişi vardı orada. Fotoğrafları çekildik, o esnada benim annem, babam, kız kardeşim, diğer ekip x-ray cihazından giriş yaptılar. Çantalar x-ray cihazından geçti. Biz o dışarıdaki fotoğraf çekiminden sonra içeri girdiğimizde bir telaş, bağrışma, çağrışma... NE oluyor, ne bitiyor dediğimde o ara annemle karşılaştım. Annemin benzi atmış, "Biz her yerden gireriz evladım, gidelim normal vatandaş nereden gidiyorsa oradan girelim" dedi. Ne oluyor dedim. "Buradan girişinizi yasakladılar". Kim yasakladı dedim. "Vali beyin talimatı var", yanımızdaki emniyet müdürünün söylediği şey. Sayın Seyit Torun'a "Kurban olayım, gel gidelim, gerek yok" benzeri konuşmalar yaptım. Zaten var bir kısmı da. Vali beye rütbe taktırmayın dedim. Bu bir tuzak, tuzak.

Daha sonrasında da polislerle gittim. Çünkü o arada polislerle direnç varmış gibi... Kaldı ki ben kapıdan girdim polisler önümü açtı. Sonrasında polisler bir koridor gibi oldu, yürüdüm salonun ortasına. Ne bir dirençle karşılaştım ne bir şey. Günün sonunda polislere de "Kusura bakmayın, bu sizinle olan bir olay değildir, bir saygısızlık varsa kusura bakmayın, hakkını helal edin" deyip içeri geçtik.

Bu süreçte işte yok onu dedi, bunu dedi. Zaten zor konuşan bir insanım, kurduğum diyalog bu. Aynı helalleşmeyi öbür tarafta yine polislerle yaparak uçağımıza geçtik. Konuşacaksa basın, medya, 1 milyona yakın insanın o Karadeniz sahilinde bizi ağırlamasını konuşsun. Başkalarının istediği yola gitmesinler. Buı yazıktır, günahtır. İnsanların o gösterdiği ilgiye, alakaya karşı provoke edilmiş bir süreçtir. Onun için vali bey bize tuzak kurmuştur ancak Vali beye kim talimat vermiştir onu da açıklasın. Onu bilemem. Çünkü bizi VIP'den içeri alan kişi de Vali. O da Trabzon'da bir Vali.

Orayla da irtibat kuranın oranın il başkanı, milletvekili. Buranın da irtibat kuranı Ordu'nun milletvekilleri ve vali. Dert ne yani. Telefonuna çıkmamalar, mesajına bakmamalar vesaire. Bence gereksiz bir konu. Benim için bu kadar.

Büyükşehir belediye başkanlığı yapmış birisiyim. Görev yapmış, karar almış, üç meclis yapmış bir belediye başkanıyım. Benim de oradan geçme hakkım var.

İki profil yok, tek profil var, aynı şey. Ben insanım. Siz de 72 yaşındaki annenizin yüzünü beyaz görünce gidersiniz içeride insanları dışarı çıkarırsınız ya da kavga edersiniz, bilemem. Ben kavga etmedim. Tutanak uydurma, tuzak. Benim teşekkür ettiğim polisler ne dediğimi biliyor. Hiç önemli değil. Ben çok rahatım, huzurluyum, keyifliyim.

Bu tuzaklar çok defalar kurulmuştur. Benim eğer bir anlık yüzümdeki sertlik insanlara ya da size çok sert geliyorsa ben sizi bu ülkenin bakanlarının söylediği sözleri analiz etmeye davet ediyorum. Bir günden öbür güne konuştukları yalanı tarif etmeye davet ediyorum.

Basitlik yapmıştır. Vali basitlik yapmıştır. Çok net. Bunun dışında vali beyin kurduğu da bir tuzaktır, özür borcu vardır, gündem yaratmıştır. Gündemin esası yoldadır, onları analiz edin.

"T.C.'NİN YÜZ YILLIK KURULUŞUNU HANGİ İTHAMLA SUÇLUYORSUNUZ?"

Bir başka şey, bakın diyorsunuz ki 'siyasete alet olmuş bir grup'. Siz (Okan Müderrisoğlu) bile şu an bence bir kusur işliyorsunuz. Yani bir firmadan uçağın kiralanmasıyla ilgili, ki bu işlerle ben ilgilenmeme, arkadaşlarım ilgilenir. O uçağı Binali Yıldırım kullanırken ne kadar analiz etmişse, bakanlar o firmadan helikopter ve uçak kiraladığında ne kadar analiz etmişse benim arkadaşlarım da o kadar analiz etti.

Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık yüz yıllık bir kuruluşunu hangi ithamla suçluyorsunuz? Şüphe doğurdunuz. Bir grubu suçlamak, Türkiye'nin neredeyse dört nesildir bu ülkeye yüz binlerce insan istihdamı yapan Türkiye'nin gururu bir grubun seviyesizce bu şekilde eleştirilmesine başta gazeteci olarak sizin (Okan Müderrisoğlu) biraz seviyeli ve mesafeli davranmanız gerek.

“SİZİN ÇALIŞTIĞINIZ GRUBUN, İKTİDARLA TEMASININ MİLYONDA BİRİ KADAR TEMASIM YOK”

Sizinle (Okan Müderrisoğlu) ne kadar temasımız varsa, inanın onunla da o kadar temasımız var. Yani şöyle mesela, sizin (Okan Müderrisoğlu) şu an çalıştığınız gazetenin bağlı olduğu grubun parti olarak bugünkü iktidarla temasının milyonda biri kadar temasım yok. Eğer bu etik bir kuralsa sizin (Okan Müderrisoğlu) için.

ADAYLARIN 'HEMŞEHRİ' STRATEJİSİ

Elbette ki bu kavram irdeleniyor. Hemşehrilik kavramı yorumlanıyor. Ben bunun biraz dışında kalmayı tercih ettim. Örneğin İstanbul'da hemşehrilikler üzerinden buluşmaları minimuma indirmeye çalıştım. Bunu sahada engelleyemiyorsunuz. Bu siyasi bir realite. Ama bitmesi lazım. Bakın TÜrkiye'de her kavram bir bölünmeyi oluşturuyor. Bu ama hemşehriliktir ama etniktir ama başka bir şeydir. Dolayısıyla ben işin o tarafında değilim. Arkadaşlarım bana sekiz dokuz il saydılar. Ben dedim ki ya ben bayramda bir özelim var, yerine getirmek istiyorum. Trabzon'a gitmek istiyorum. Sonra madem oraya gittiniz, Giresun ve Ordu talebi var, onu yerine getirelim dediler. Onu ilave ettik. Bu da bir siyasi yönlendirmedir. Arkadaşlarımın bahsettiğiniz zemindeki bir yönelendirmesidir. Sayın Yıldırım'ın da düşüncesi o yöndedir, fark etmiyor ama bunun sona ermesi lazım. Ben İstanbul hemşehriliğinin peşindeyim. İstanbul kültürü oluşmalı. İster Diyarbakır'dan gelin, ister Trabzon'dan gelin, ister Van'dan gelin, ister Balıkesir'den gelin. Bakın bunu bizim düzeltmemiz lazım. İstanbul'da hemşehri dernekleri üzerinden siyasallaşmanın çok tehlikeli olduğunu düşünenlerdenim. Herkesin bir değeri var. Yani bu kültürel değerdir, etnik kökeni ile ilgili bir değerdir, yaşamsal biçimi ile ilgili bir değerdir, inançlarıyla ilgili bir değerdir. Bu değerlerin siyasete alet edildiği ortamlar günün sonunda inanın yaşama zarar veren şeyler.

Düşünsenize, etnik köken üzerinden hakaretlerle karşılaşıyoruz vesaire. Bunlar iş mi, konu mu Allah aşkına! Koca koca insanlar bunları mevzu edip siyasi gündeme düşürmeye çalışıyor. Sonra başlarına gelenleri görüyoruz. Üzülüyoruz yani.

Tüm hücrelerimle söylüyorum, İstanbul'da yaşayan 16 milyon insanın benim için A'sı da bir, Z'si de bir. İstanbullu. Bu şehrin çocukları, gençleri, kadınları, yaşayanları. Halayı da değer, horonu da değer, zılgıtı da değer, türküsü de değer, hepsi değer. O bakımdan bir İstanbul kültürü oluşması noktasında benim ciddi bir eğilimim var.

SEÇİM KAMPANYASI VE BAĞIŞLAR

Öncelikle şunu söyleyeyim, miniminnacık çocuklarımızın bile 20 liralarını verdi, çok kutsal. Dolayısıyla en mantıklı, en tasarruflu şekilde İstanbullu'ya kendimizi tanıtmaya, anlatmaya çalışıyoruz. Şunun da altını çizmek isterim, yüz binlerce insan bağışta bulundu. Mutlaka ve mutlaka seçim süreci tamamlandığında tüm şeffaflığıyla süreci kamuyoyuna aktaracağımızı partimizin yöneticileriyle, genel başkanımızla konuştuk. Çünkü şu an yapılan bağışların 23 Haziran seçimiyle ilgili bir kampanya olduğunu, özellikle Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul adaylığıyla ilgili bir kampanya olduğunu, bu süreci tüm şeffaflığıyla, ne harcandı, ne geldi, ne kaldı, çünkü partinin hesabında biliyorsunuz, benimle hiçbir ilgisi yok. Ve orada kalan kısmının da ne şekilde kullanılacağı ki birkaç manevi harcama konusunda düşüncelerim var.

Manevi harcamadan kastım, şehrimizde ama ülkenin farklı noktalarında kalıcı bir takım şeyler yapabilir miyiz diye öngörümüz oldu. Tabii ne geleceğini bilmiyoruz, ne harcanacağı çok net değil ama mutlaka taahhüdümüzdür, 23 Haziran'dan sonra topluma her şeyi açıklıkla anlatacağız.

"HERKESİN OYUNA TALİBİM"

Bir kere bu ülkenin bir atmosferi var. Bu atmosfere göre dün başka bugün başka, seçimi kazanacağız şu oya ihtiyacımız var diye başka konuşan bir kimliğe sahip değilim. Bir kampanya döneminde aynı kampanya bütünlüğü içerisinde hiçbir siyasi yol arkadaşım benim namıma ya da bu sürece dair çelişkili hiçbir tarifte bulunamaz. Bakın net söylüyorum. Bu yetkiyi kimden aldım, genel başkanımdan aldım. Genel başkanımla konuştuk ve sürece dair benim bir söylemim var, herkes buna uymak zorunda, nokta. Yani ben ilk başladığım gün, "Evet CHP ve İYİ Parti'nin adayıyım ama ben İstanbul ittifakının oyuna talibim" diyerek bu izni alıp adaylık lansmanında kullanmış biriyim. İstanbul ittifakında herkes var. İyi bir şehirde yaşam isteyen, mutlu olmak isteyen, adil bir paylaşım, hak hukuk adalet süzgecinden geçen bir erdemli yönetimin bu şehre hizmet etmesini isteyen herkesin oyuna talibim.

Saydım, bunun içinde HDP'li hemşehrim var, AK Parti'ye oy vermiş hemşehrim var, MHP'li hemşehrim var, BBP'li hemşehrim var, DP, DSP, Vatan Partisi, Saadet Partisi herkes var. Herkesin oyuna talibim.

"TERÖR ÖRGÜTÜNÜN AÇIKLAMALARI BENİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR"

Burada hiç kimseyi birbirinden ayırmıyorum. Benim garipsediğim taraf şu, terör örgütlerinin sözcüleri ya da ifade eden kimlerse. Ben takip etmem terör örgütlerini. Takip etmem, işim değil. Niye takip etmem? Yok hükmündedir benim için. Dolayısıyla terör örgütünün hiçbir sesine kulak vermeyen ve özellikle söylediklerini dikkate almayan ve bunun altında manidar birtakım kavramlar arayan anlayış, bunu nasıl benimle bağdaştırır, anlamış değilim. Benim için yok hükmündedir.

Terör örgütü başka ne ifade edebilir ki! Üzüntüm ne biliyor musunuz? Terör örgütlerinin ismini her gün dile getiren insanlar terör örgütü kampanyası yapıyorlar. Anlamış değilim. Benim için terör örgütü senin için de terör örgütü bir başkası için de terör örgütü. Ya yok hükmündedir. Kaldı ki bu ülkenin bir tavrı var terör örgütlerine karşı. Bu tavır, benim tavrımdır, milli tavrımdır.

"SÖYLEMİ DEĞİŞENLERE SORUN LÜTFEN"

31 Mart'a kadar ben İstanbul'da yaşayan Kürt seçmenim için, Kürt hemşehrim için, Kürt vatandaşım için, HDP'li seçmen için ne dediysem bugün aynısını söylüyorum. Benim söylemim değişmez. Söylemi değişenlere sorun lütfen. Niçin söyleminiz değişti? Bunun sorgulanması lazım. HDP, Türkiye'nin siyasi partisi. Ben varsayımlar üzerinden konuşmam.

Rakibimiz dün başka konuşuyordu, bugün başka konuşuyor. Bunun sorgulanması gerek.

BEYLİKDÜZÜ BELEDİYE BAŞKANLIĞI DÖNEMİNDE 'İSRAF' İDDİALARI

Ben beş yıllık belediye başkanlığım farklı konularda şahsım da dahil olmak üzere yüzlerce soruşturma geçirmiş bir belediye başkanıyım. Dava açılan, soruşturma talebinde bulunulan birçok konu var. Gururla söylüyorum ki Ekrem İmamoğlu olarak, beş yıl boyunca Beylikdüzü'nde belediye başkanlığı yapmış birisi olarak, özellikle adaylığım söz konusu olduktan sonra da ayrı bir mercek altında tutulma çabası, 31 Mart öncesinden bahsediyorum, çabalar olmasına rağmen zerre kadar ne bir görev zararı, Sayıştay raporları var, Sayıştay denetimi geçirmiş birisiyim. Çok enteresandır, 11 yıl üzerine Beylikdüzü Belediyesi Sayıştay denetimi geçirdi. Niye bilmiyorum, benden önceki 10 yıl AK Parti yönetimiydi. Niye bilemiyorum. Sordum hatta, unuttunuz mu Beylikdüzü Belediyesi'ni diye. Çünkü normalde, rutinde yılda bir Sayıştay denetimi geçirilir.

Dolayısıyla bütün bu denetimlerden geçmiş, hakkında tek bir dava açılmamış, tek bir soruşturmada aleyhine sonuç alınmamış bir kişi olarak tertemiz pırıl pırıl, hatamız, eksiğimiz olabilir ama tasarruflu bir dönem, minimum bütçeyle maksimum iş yapma ahlakıyla edebiyle hareket etmiş birisiyim. Ben bir iş insanıyım. Bir iş nasıl minimuma mal olur bunu iyi bilirim. Bakın ihalelerimiz oldu belli çapta, naklen yayınla ihaleleri yayınlamış birisiyim. Beylikdüzü Belediyesi'nin geçmiş görüntülerine bakabilirler.

Tertemiz bir beş yıl geçirdiğime inanıyorum. Şunun da altını çizeyim; 6 Mayıs'ta YSK'nın aldığı karar sonrası, Beylikdüzü Belediyesi'ne 15 uzmanla bir önceki seçimde AK Parti'den milletvekili adayı olmuş bir müfettişin görevlendirilmesi ve ısrarla ifadeleri, raporları 23 Haziran'a kadar yetiştirin çabasıyla orada görev yapması da tırnak içinde çok manidardır. Ahlaka, vicdana, hukuka sığmayan bir davranıştır.



Haber Hakkında Yapılan Yorumlar

Toplam 0 Yorum

Bu habere henüz bir yorum yazılmamış. Bu habere yorum yazmak için tıklayın


EN SON HABERLER
Gemma’dan yıllar sonra gelen açıklama
EN ÇOK OKUNANLAR